Arabanın Torpidosuna Sokarım!!!!!

Arabanın Torpidosuna Sokarım!!!!!
Murat Özarı: - Eğer var ya bak sana Fikret Engin sana bişey söyliyim, bak bi dakka ya, bi dakka sana bişey söyliyim, o Teoman, sen şimdi burdasın ya, sen benim arkadaşımsın, Fikret Engin, ben senin için ölüme giderim. Fikret Engin: - Eyvallah, ben de giderim abi, tamam. Murat Özarı: - Sen benim kader arkadaşımsın. Teoman Bey, sana benim yanımda öyle vuracak var ya, O Teoman'ı var ya, arabanın torpidosuna sokarım!!!

31 Ocak 2010 Pazar

YILDIRIM DEMİRÖREN YETEEEEER, Mİ ACABA???



Bir tarafta camiayı siyaset malzemesi yapmaya aday, kulübü yeşil sermayeye emanet etmeye hazır, AKP'linin oğlu Murat Aksu, diğer tarafta, beceriksizin önde bayrak sallayarak koşanı, bir kez daha seçim kazanırsa görev süresi bitene kadar kulübün borçlarını 3'e katlayacağına emin olunan, verdiği her demecin ofsayt, yaptığı her icraatın Beşiktaş'a zarar olduğu futboldan bihaber annem tarafından bile bilinen Yıldırım Demirören. Yazarken bile bunalıyorum. İkisinin de Beşiktaş'a ne verebileceği uzun uzun paragraflar boyunca tartışılması gereken şeyler ama, en iyisi susmak ve akşamı beklemek. Olan olacak nasıl olsa. İçimde garip bir sıkıntı, belki günlerden pazar olması sebebiyle, belki havanın kasvetli olması sebebiyle. Fakat büyük ihtimalle akşam televizyonlarda göreceğim kazanmanın verdiği rahatlamayla sırıtan surattan hiç hoşlanmayacağım sebebiyle. Baba Hakkı'nın ruhunu çağırmayı düşünüyorum gece yatmadan. Bi akıl versin bize.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Fenersever - 1, Les Ferdinand

Bir Efsane: Umut Bulut



Futbolumuzda hakkı olan değeri görmeyen, küçümsenen, santrofor kıtlığı çeken milli takım için bırakın aday sporcu olmayı adı bile geçmeyen, güzide futbol medyamızın gözüne giremeyen, kendi takımının taraftarınca yuhalanan ama asla vazgeçmeyen, küsmeyen, pes etmeyen gerçek bir çirkin kral'dır Umut Bulut.
Biz genel olarak konu futbol olunca tek bir değeri yargılıyoruz o da yetenek. Sporcunun topla yumuşak olması, dripling özellikleri bizim gözümüzde iyi bir futbolcu hatta yıldız futbolcu olması için yeterli veriler malesef. Oysaki yetenek, tek başına karakter ve iş ahlakından bağımsız ölçülebilecek bir değer değildir. NBA'den örnek verirsek eğer ilk akla gelenlerden Michael Jordan'ı, Kobe Bryant'ı birer yıldız, hatta efsane yapan değerler yeteneklerinin yanında karakterleridir de. Bu karakteri oynadıkları oyuna yansıtmaları, takımları için kullanmaları hepsinden önemliside devamlılıkları ile efsanedirler. Bu da bütün bunların yanında çok gelişmiş bir iş ahlakı anlayışına sahip olduklarını gösterir.

Bu noktada konumuzun öznesi Umut Bulut'a gelirsek eğer, Trabzonspor'a geldiği 2006-2007 sezonunda itibaren oynadığı 3,5 sezonda geçiniz Trabzonspor'u Türkcell Süper Lig'de en çok forma giyen oyuncudur Umut Bulut. Aynı dönemde Trabzonspor'un oynadığı 120 Lig maçının 114'ünde forma giymiş. Son Sivas maçıyla beraber attığı toplamda 49 lig golü performansıyla yine aynı periyotta oynamış ilk 10 faal futbolcu sıralamasında Alex'in 51 gollük performansından sonra ikinci sırada. Kimileri "istatistik mini etek gibidir, çok şey gösterir ama en önemli şeyleri göstermez" özlü sözüyle burada bize karşı çıkabilir. Evet yanına bu rakamları destekleyecek bilgileri koymazsanız, şartları ve genel çerçeveyi çizmezseniz öyledir. Ama bunları yaparsanız istatistik size hepsini gösterir, hatta görmek istemediklerinizi bile. Gelin şimdi biz bunu yapalım.

2006-2007 sezonuna Lazorini ile başlayan Trabzonspor 4. Haftada hoca değişikliğine gitti ve Ziya Doğan'la anlaştı. Ligi 52 puanla 4. sırada bitirdi intertoto'ya gitti. Umut o sezon oynadığı 31 maçta 15 gol kaydetti. Hiç sakatlanmadı. O sezon Ziya Doğan'ın favori ilk onbiri: Tolga, Erdinç, Risp, Musa, Celalettin, Hüseyin, Ayman, Gökdeniz, Yattara, Ceyhun, Umut.

2007-2008 sezonunda Sivas maçınında etkisiyle Ziya Doğan ekim ayının sonuna kadar ancak dayanabildi ve yerini Ersun Yanal'a bıraktı. Bir önceki yıl gibi kayıp bir sezon olarak niteleyebileceğimiz bu sezonda Trabzonspor ligi ancak 49 puanla 6. bitirebildi. Umut ise 33 maçta 14 gol attı. Hiç sakatlanmadı. O sezon Ersun Yanal'ın favori ilk onbiri: Tolga, Erdinç, Tayfun, Jabi, Celalettin, Hüseyin, Serkan, Gökdeniz, Ceyhun, Yattara, Umut.

Bu iki başarısız sezonun ardından hedef olmasa bile şartların getirdiği bir durum olarak şampiyonluğa oynadıkları 2008-2009 sezonunda 64 puanla ligi üçüncü bitirdiler. 29. Hafta Ersun Yanal kovuldu ve son 5 hafta takımı yardımcı antrenör Ahmet Özen çalıştırdı. Umut yine 33 maçta 14 gollük bir performans sergiledi. Hiç sakatlanmadı. Ersun Yanal'ın favori ilk onbiri: Sylva, Egemen, Song, Cale, Serkan, Hüseyin, Selçuk, Colman, Yattara, Gökhan, Umut.

2009-2010 sezonuna Belçikalı Hugo Broos ile başlayan karadeniz temsilcisi, 14. haftada Hugo Broos'un görevine son verilmesinin ardından Şenol Güneş'le anlaştı. Bu periyotta Umut ligde oynadığı 18 maçta 6 gol attı. Henüz sakatlanmadı.

Şimdi yukarıda ki tabloyla birlikte düşünürsek eğer, benim tek gördüğüm şey kadro ve antrenör istikrarı, sportif başarı, yapılanma, performans, mali tablo vs. neresinden tutsanız elinizde kalacak olan kulüpte yerel/ulusal basını, hocası/yönetimi, taraflısı/tarafsızı onca eleştiriye rağmen ayakta kalmış tek adamdır Umut Bulut. Yukarıda geçen Turkcell Super Lig'de ligimizin en dominant oyunucusu olan 51 gollü Alex'ten sonra 49 golle en verimli ikinci oyuncu olan Umut'un Alex'in 10da 1i kadar penaltı kullanmadığını da belirtmeliyiz.

Umut Bulut vazgeçmeyen karakteri, bitmek bilmeyen enerjisi, dayanıklılığı-devamlılığı, pozisyon sezisi ve takipçiliğinin yanında hiçbir şekilde oyundan kopmaması-oyuna küsmemesi gibi özellikleriyle tam bir Trabzonspor futbolcusudur. Çünkü Trabzonspor'un temsil ettiği değerlerdir, kulübün karakterinin birer unusurlarıdır bunlar. Barındırdığı bu değerleri sayesinde Kayserili olmasına rağmen sahada tam bir Trabzon delikanlısı gibidir Umut. Burada kaçırdığı goller yerine son Sivasspor maçından bir pozisyonu hatırlayalım, atmış olduğu 2 golden sonra maç bu arada 3-1 olmuş bitmek üzere, sezon sonunda sözleşmesi bitecek yani transfer sezonu kendisi için, takımının 4. golünü atmak için kaleciyle çarpışıp sakatlanma pahasına hiç düşünmeden araya ayağını sokması çuvalla para verseniz satın alabileceğiniz bir özellik değildir. Zor bir futbol şehri olan Trabzon'da, partneri olan Gökhan Ünal gibi de -en az onun kadar eleştilmesine rağmen- 1,5 sezon sonra benim üstüme burada araba sürüyorlar diye de ağlayıp, ekmeğini yediği bu şehrin insanlarına saygısızlık da yapmamıştır.

Mantık sınırlarını zorlayan bir futbolcu sirkülasyonuna sahip kulüpte şimdiye kadar çalıştığı, (arada birer maç görev yapan hocaları saymadan) Lazaroni hariç (sadece 3 hafta görevde kaldı), Ziya Doğan, Ersun Yanal, Ahmet Özen, Hugo Broos ve son olarak Şenol Güneş'in banko oyuncusu olan, sözleşme imzaladığı tarihten itibaren takımda en çok dakika alan, en çok gol atan, böyle bir değeri tüm camia olarak ıska geçmemek, gereken itibarı vermek gerekir düşüncesindeyim.

Altyapısından son 5 yılda önemli sporcular yetiştiremeyen, yetişenlerden de istenilen verimi alamayan Trabzonspor için, bundan sonra altyapıda yetişecek genç filizlere bünyesinde barındırdığı bu özellikleriyle rol model olarak gösterilmesi gereken bir sporcudur Umut Bulut. Şenol Güneş'inde son röportajında en çok memnun olduğum futbolcum demesi de kör gözlerin açılması için çok önemlidir. Ayrıca Sivasspor maçında kaçırdığı golden sonra taraftarların bu kez lehte Umut! Umut! diye bağırmaları da gerçek anlamda bir dönüm noktasıdır bu kulüp için.

Sözleşmesi bu sezon sonu bitecek olan Umut Trabzonspor'da kalsa da başka bir takıma gitsede benim gözümde bu formayla izlediğim Hami Mandıralı, Şota Arveladze ve Fatih Tekke'den sonra -şartlar gözönüne alındığında- şimdiye kadar göstermiş olduğu performansıyla efsaneleşmiş bir isimdir.

İşte Blogu ve Ülkeyi Emanet Ettiğimiz Genç!!!



Askerden döneli bir hafa oldu. Makamına kuruldu, download yapıyor. İşte Emre'yi en sık görebileceğiniz pozisyon. Askerde yazdığı "Sarbi" temalı yazıyı bilgisayar ortamına dökmesi için kendisine yalvardım, 50 sefer "tamam ganki yazıcam" demesine rağmen uğraşmadı bile. 4 günde 20 gb download yaptı, internetin hatrı sayılır bi kısmını indirdi, fakat "30 rock, leverage, mentalist, fringe, burn notice indir kardeşim ben zaman bulamıyorum evde duramadığım için pek" dedim, "düzgün link bulamadım indiremedim" dedi. Emre Alayoğlu link bulamayacak!!!Download yapamayacak!!!Boş zaman bulamayacak, 2 satır yazıyı bilgisayara dökemeyecek!!!i dakka bi dakka bi dakka!!!Beyler, bana kimse hikaye anlatmasın!!!

Hoşgeldin Hüzün!!




Oysa ki nasıl da inanmıştı...3 puan bu sefer onlarındı...Her derbi öncesi yaptığı gibi atkısını da koltuğun üzerine serip Milan'ın gollerini beklemeye başlamıştı...Olmadı...Canın sağolsun Emrah. Senin tikin sağolsun be. Dünyada daha ne dertler var. Zaten hiç anlamıyorum 22 tane adam neden topun peşinde koşturur.Milan illa ki yenecek İnter'i. Ama gelecek sezon, ama bi sonraki sezon. Olmadı Berlusconi Kupası'nda. Umut fakirin ekmeğidir kardeşim.
Maç klasik bir Serie A derbisi tadında, tekme tokat başladı. Ronaldinho bile daha ilk dakika dolmadan rakibini ayağının içiyle okşayarak sarı kartını gördü. Dakikalar 10'u gösterdiğinde Abbate'nin müthiş asistinde Milito sol çaprazdan uzak köşeye doğru yazmıştı ama o dakikaya kadar İnter, Milan'ın osuruğuna gemici düğümlerini zaten atmıştı. Belliydi maçın nereye gittiği. 25. dakika Sneijder'in hakemi alkışlayarak atılmasıyla 10 kişi kalan İnter golün üzerine yatarak, tempoyu düşürerek ilk yarıyı bitirdi. İkinci yarı topun tek hakimi Milan, yoğun baskısına karşın çok fazla pozisyon bulamadı. Aynı Beşiktaş gibiydiler diyeyim, tam olarak anlaşılsın. İnter'i kendi sahasına, hatta ceza sahasına kapattılar 6-7 dakikalık bir bölümde. Sağlı sollu bindirdiler, verkaçlar denediler, ortalar kestiler ama, yaratıcılıktan uzak oldukları için bu kadar emek bol bol gol pozisyonuna dönüşmedi. 65'te de daha önce Milito'yla çıktıkları harika kontrada direğe takılan Pandev, kalenin ortasına doğru vurduğu frikikle siyatikli kaleci Dida'yı avlayınca son 25 dakika formalite gibisinden oynandı. Salonumuzdaki atkı kaldırıldı, televizyona sırt dönülerek oturuldu ve internetle uğraşıldı, Milan'a karşın "asıl ben seni sevmiyodum zaten hıh" imajı yaratıldı, bu gözdağı uzatma dakikalarında Milan'a penaltı ve Lucio'ya kırmızı kart olarak geri döndü, fakat Ronaldinho penaltıyı da atamayınca İnter'in yavşak hocası herololololo diye sevinerek sinirlerimizi bozdu. Maç da bitti zaten. İnter 49 puanda, bir maçı eksik Milan 40 puanda. Şimdi merkezdeyiz.

22 Ocak 2010 Cuma

Galatasaray ve Fenerbahçe'de Transfer Stratejileri


Bu hafta çokca iki güzide kulubümüzün transfer haberleriyle haşır neşir olduk. Galatasaray'da Jo ve Giovanni Dos Santos, Fenerbahçe'de ise Corinthians'lı Dentinho isimleri gündemdeydi. Nihayet Jo'yu sadece annemizin liginde kiralık olarak sarı-kırmızı renklerle seyredebileceğimiz ilan edildi. Kalitesinden şüphe etmediğimiz bu sporcu futbolumuza ve ligimize hayırlı olsun. Haldun Bey'in Giovanni Dos Santos ile İstanbul'a gelmesi de an meselesi olarak görünüyor.

Fenerbahçe cephesinde ise Aykut Kocaman'ın Brezilya seferinden elinde Dentinho kontratı ile döndüğü haberleri geliyor. Yakın zamanda Dentinho olmasa bile bir Brezilya'lı daha Samandıra mahallesi muhtarlığına ikametgah senedi için başvuracakmış gibi görünüyor.

Burada birbirinden haz etmeyen kızkardeşlerin transfer stratejilerine şöyle kendimizi spor medyamızdan geri çekip kuşbakışı baktığımızda karşılacağımız görüntü; Fenerbahçe, Brezilyalı oyuncular için Avrupa'nın yeni Porto'su olma yolunda emin adımlarla giderken, Galatasaray ise spor kulübünden çok yabancı futbolcu rehabilitasyon merkezi gibi çalışmakta.

Sarı-Kırmızılılara son senelerde transfer olan hiçbir futbolcunun kalitesinden şüphemiz olamaz, ancak verimlilik anlamında Baros haricinde ellerinde koca bir sıfır var Keita dahil. Hakan Yakın ve Inamato'dan beri gelen transferlerin hepsi sorunlu geçirdikleri sezonlardan sonra Florya'da idmana çıkıyorlar. Ayrıca Galatasaray'ın aldığı oyuncuları daha yüksek bonservis bedellerine Avrupa liglerine geri gönderme şansıda çok zayıf bir ihtimal. Linderoth'u bir kürekle kovalamadıkları kaldı, sıra Nonda'da. Biliyoruz ki bu oyuncuları transfer ederkende ceplerindeki son milyonları harcıyorlar. Lig sonunda ilk iki içinde olamazlarsa seneye bomba transfer diye İngiltereden sadece Telekom Arena için çim bakıcısı getirebilirler gibi görünüyor.

Sarı-Lacivertliler yüksek maliyetli sükse yapan transferler serisine Roberto Carlos'la son verdiler. Andre Dos Santos ve Chiristian Baroni, bu formlarıyla olmasa bile iyi bir Şampiyonlar Ligi sezonundan sonra transfer yapabilecek çapta oyuncular. Burada Galatasaray'dan farklı olarak sarı kanaryanın transfer ibresi yine Brezilya'yı gösteriyor ancak bu kez genç ve/veya gelişimlerini sürdüren oyuncular tercih edilmeye başlandı. Dentinho yada başka biri eğer Fenerbahçe bu şekilde yaptığı transferlerden bonservis bedeli ile Avrupa'ya ihracat yapabilirse bundan sonra Brezilya futbolunun Avrupa'daki ilk limanı Porto yerine artık Kadiköy olur. Bunda kazanan hem saha sonuçları hem de ekonomik olarak da Fenerbahçe olur.






20 Ocak 2010 Çarşamba

I Love You Mrmiç...




Lakabı "kedi"ydi, çok iyi reflekslerin yanına yüksek bir oyun öngörüsü ve bir kaleciye göre gayet düzgün bir ayak eklemişti. Marjan Mrmiç...Rasim Kara tarafından Beşiktaş'a kazandırılmıştı. Tribünler geldiği günden itibaren bu yürekten oynayan, tekmeye plonjon yapan, takımdaki stoperlerin inanılmaz hatalarını bertaraf ettikten sonra ardına bile bakmadan, kimseye bağırıp çağırmadan paşa paşa kalesine doğru koşan bu adamı bağırlarına bastı. 4-1 kazanılan, tüm takımın ıslıklandığı, gollerden sonra "milyarlık eşşekler, eşşolueşşekler" diye bağırılan Zeytinburnu maçta bile Mrmiç topla her buluşmasında alkışlanmış, tüm tribünler "I Love You Mrmiç" diye inlemişti. Fenerbahçe karşısında kurtardığı penaltıdan sonra kendisini fahri abim ilan etmiştim. Epey izledik kendisini 2 sezon boyunca tvde, sadece tek bir kez sinirlendiğini gördüm, dişlerini sıkıyordu konuşurken, o da milli takımda kasıtlı olarak yedek bırakıldığını söylerken. İspanya'da Uefa kupası ilk maçında Ali Günçar'dan yediği o nefis golden sonra bile buz gibi durup gidip Ali'nin kafasını okşaması,İnönü'deki rövanşta skor 2-2 iken tüm takımın savunduğu kaleyi unutup cümbür cemaat Valencia kalesine koşması sonrasında defalarca Karpin'le ve Vlaoviç'le bire bir kalışı, kalesinden 30 40 metre uzakta kah tekme tokat, kah yatarak kayarak, Valencia forvetleriyle boğuşarak topu taca attıktan sonra kalesine attığı deparlar hala aklımda. Açık söylemek gerekirse Cordoba bile veremedi o tadı bana. Euro 2008'deki Hırvatistan maçı öncesi gördüm en son kendisini televizyonda. Türkçe yapmıştı yorumunu. Bu bile bu adamı sevme ve unutmama sebebi aslında. Allah uzun ömür versin sana fahri abim benim. Aşağıdaki video da bonus, Şampiyonlar Ligi'ndeki
Göteborg maçından, Beşiktaş kariyerindeki tek kırmızı kartı, bakın nasıl da hunharca yaptığı hareketten sonra görüyor(!).

Aman bre deryalar koca koca kayalar....





Bir Otto Bariç efsanesi gecti Türk futbolundan.. Genç nesilin cok iyi tanıdıgı bir yeşilcam yıldızıydı o... Fenerbahce Kadıköy'deki kupa ilk maçını 2-1 kazanmıştı ve bunun avantajı ile Trabzon'a gelmişti. Ama yaşlı kurt Otto Bariç'in kacırdığı bir nokta vardı, orası Trabzon cehennemiydi!!! Trabzon'un Vugrineç ile buldugu gol ve arkasından Uche'nin gördügü kırmızı kart bu cehennemdeki alevleri iyiden iyiye azdırmıstı. İşlerin Fenerbahçe açısından kötüye gittigi dakikalarda devreye Sir Otto Bariç girdi. Figuranlıktan futbol hayatına geçiş yapan sir, öyle bir yere bıraktı ki kendini, cehenneme çalım atacagını sandı.
Otto Bariç in Fenerbahçe'yi rezil etmesi zaten aylarca gündemden düsmedi. Bunlar da bir kenara, oyuncu Hamdi Alkan'ın da skecine malzeme olmustur (aman bire deryalar koca koca kayalar...)
Biz de arkadaslar arasında bu skeci canlandırdık tabi ki..
Yer Avni Aker stadyumu değildi ama İnönü Stadyumu da bizim için bu skeci canlandırmak için yeterliydi. Güpegündüz İnönü stadyumu'na girmek tabi ki şaşırtıcı bir olay olabilir fakat bizim icin sıradan bir işti. 4 arkadas, skeci kafamızda hazırlamamız fazla uzun sürmedi. Bir arkadaş şeref tribününden taş atacaktı, bir arkadas Otto Bariç'i canlandıracak, 2 arkadaş ise sedye ile onu tasıyacaktı. Skeç esnasında Emirhan ayısının şeref tribününden kırdığı bır koltuk Besiktas'a zarar olarak yazılmıştı. İtfaiye kapısı tarafından gelen 2 görevlı koşarak bizi yakalamaya calıştılar ama bilmedikleri birşey vardı, o stadın giriş ve çıkıslarını onlardan daha iyi biliyorduk. Sonucta ne mi oldu, kovalanarak kactık. 1 tane koltuk kırdık ama bu skeçle hem Otto Bariç'i yaşattık hem de anılarımızı...
Üzüldügümüz tek konu ise o zaman cep telefonlarında kamera olmayışıydı...

18 Ocak 2010 Pazartesi

Turkcell Superlig Yıllık 321 milyon $ Etmez Peki Lig Tv Aylık 49,90 TL Eder Mi?



Hepimizin bildiği üzere geçen haftanın yazılı ve görsel medyamızda ve ayrıca finans çevrelerinde gündemi TFF naklen yayın ihalesiydi. Çok kısa herkesin eder mi etmez mi diye görüş bildirdiği ihale rakamı konusunda benim de fikrim kesinlikle etmeyeceği yönünde. Futbolumuza hayırlı olsun diyerek, duruma başka bir pencereden bakıp dikkatlerinizi çekmek istediğim bir konu var. Turkcell Süper Lig yıllık 321 milyon$ etmeeeez, peki Lig Tv Aylık 49,90 TL eder mi?

İhalenin sonuçlanmasından sonra yayıncı kuruluşun tüm kanallarda Melih Şendil'in çığırtkan sesinden bangır bangır dimağımıza pompaladığı "9 yıllık forma değişmez bir günde, Turkcell Süper Lig 2015'e kadar Digitürk'te" sloganı eşliğinde düşünmeye başlayalım;

İhalenin ardından Lig radyo ve Lig tv'de takip ettiğim programların hepsinde hakim görüş, ligimizin kalitesine bakarak bu paranın çok fazla olduğu ve bundan sonra kulüplerimizin, taraftarlarımızın ve yöneticilerimizin artık daha dikkatli olması yönünde çünkü elimizdeki malın (futbolumuzun marka değeri) kalitesini bu unsurların etkilediği düşünülüyor. Bir yere kadar katılıyorum. Ayrıca yayıncı kuruluş için stadlardaki şartlarında düzeltilmesi gerektiğinden bahsediliyor vs. Yine defalarca Digitürk'ün futbolumuza hizmetlerinden Şansal Büyüka ve ekibinin evimize kadar getirdiği yayının ne büyük bir nimet olduğundan ne büyük cefalar çekildiğinden dem vuruluyor!Bir yere kadar teşekkür ediyorum.

Ama Ahmet Çakar'ın dediği gibi; "Beyler bir dakika..." Lig Tv yada yayıncı kuruluş futbolun kalitesizliğinden stadların elverişsizliğinden bahsederken kendi kalitesini ne kadar sorguluyor acaba? Ben söyleyeyim hiç.

Tam 9 yıldır Türk futbolseverini Erman Toroğlu gibi keyfi varsa o akşam sevgili Şansal %100 penaltı, keyfi yoksa penaltı gibi penaltı değil, ehhh verse de olur, eeeeee yani gibi yorumlara, padişahın sol tarafından girip pastırma yedikten sonra tuvalette yellenme adabına kadar geniş bir skalada konuları örnekleyip zengişleştiren bir yorumcu/kabzımal karışımına mahkum eden;(hakemler ve oyuncular hakkındaki yorumları es geçiyorum)

Piero gibi şimdiye kadar sadece giden topun hızını ölçmek için kullanabildikleri bir aletle izleyici için hiç bişey ifade etmeyen bir unsuru teknolojinin son nimetiymiş gibi bakın neler yapıyoruz neler diye gözümüzün içine sokan;

Ercan Taner'de ayrıldıktan sonra maç spikerliği konusunda yerlerde sürünen ekiple işleri götürmeye çalışan; burada hataları anlatmaya gerek yok sanırım, Melih Şendil ve Luganooooooo...

Ne kadar niteliksiz yorumcu varsa Sanlı Kaptan'dan, Serdar Bali'ye kadar bünyesinde barındıran,

Özellikle GS ve BJK maçlarından sonra Ömer Güvenç ve Bahri Havadır gibi (sizlerden özür dileyerek söylüyorum) iki kakalağın Mustafa Denizli ve Rijkaard'ın analarından emdiği sütü burunlarından getirmesini bizlere seyrettiren;

(Ömer Güvenç'i Allah'a havale edip dikkatlerinizi Bahri Havadır'ın Rijkaard'ın karşısında kolarını kavuşturup soru sormasına çekiyorum; sanki Milan'da ve Hollanda milli takımında kendisi oynamış, soru soracağına ahkam kesiyor "Hocam defans çok aksıyor"gibi... Birde bu ikisinin Lig Tv'de aynı anda sunduğu 2'ye 1 programı var orada neler oluyor hayal bile edemezsiniz... )

Bütün maç öncesi ve esnasında tribünde iki güzel kız tarayıp maç ortasında o yöne zoom yapıp bize burun kılları saydıran... daha geçen seneye kadar ekranın 4/3'ünü kaplayan reklamlarla bize top nerede ulan oyunu oynatan, çok önemli pozisyonu 3dk. sonra 1 kez, boktan hakem itirazını 4 kez yayınlayan rejisiyle,

Sevgili Lig TV ekibi, 2015'e kadar değil ayda 49,90 TL bedava olsanız çekilmezsiniz...!!!

17 Ocak 2010 Pazar

Sönmüşgolkrallarıspor



Gökhan Ünal'ı da kadrosuna katan Fenerbahçe 1 sahada, 2 de kulübede olmak üzere sönmüş gol kralları kontenjanını doldurdu. Geçenlerde sevgili Hasan Hoca'mla yaptığımız kısa araştırma sonucunda Trabzonspor forvetleri Gökhan ve Umut'un Türkiye Süper Ligi'nde son 4 sezonun en çok forma giyip gol atan futbolcularından olduğunu öğrendiğimizde şaşırmıştık, fakat ben Gökhan'ın transferine daha çok şaşırdım. Aziz Yıldırım'ın Semih'in Uefa başvurusuna yaptığı bir misillemedir bu bana göre. Fener böyle adamları çıtır çıtır yer, ekmeksiz. Fakat Semih'e "sana muhtaç değiliz, elimizde senin gibi sönmüş ve moralsiz bir gol kralı daha var, akıllı ol, ayağını denk al" tarzı bir gözdağı vermek için normalde gösterilen töleransın daha fazlası, Gökhan'a tanınabilir.
3.5 milyon euro + Burak Yılmaz verilmiş Trabzonspor'a. Burak Yılmaz'ın ancak 10 kutu kola açma halkası kadar değerli olduğu düşünülürse, Fenerbahçe'nin 3.5 milyon euro'ya eski bir gol kralı daha transfer ettiğini söyleyebiliriz. Bu arada Burak Yılmaz'ı Trabzonspor'un aldığı her kötü sonuçtan sonra ilk küfür edilecekler arasında ilk sıraya yazıyorum. Aha yazdım. Engin Baytar gibi sahtekar bir artistten sonra Trabzon şehrinin bünyesi bir ikincisini kaldıramaz bence. Orada da kendini yere atıp karı gibi yalandan kıvranırsan kafana kendi tribünlerinden 44 numara balıkçı botunu yersin. Burak'a olacak olan da aynen bu.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Seni Bulacaam Olum!!!



Nereden başlasam, nasıl anlatsam. Küfür etmek istiyorum ağız dolusu. Ama onu da zaten hemen hemen her maçtan sonra yapıyorum. Deşarj olmam lazım. Yoksa mağazada müşterilerden alacağım hırsımı, ondan korkuyorum. Gayet saçma bir yazı olacağindan eminim, özür diliyorum şimdiden.
Zamanında Uğur İnceman transferine çok sevinmiştim, şimdi üzülüyorum. Saçına zıçtığımın herifinin ev adresini bularak gece uyurken saçlarına 3 numara operasyonu yapmak istiyorum. Gözünün önüne düşen perçemlerle uğraşmaktan fırsat bulamıyor top kapmaya, oyun kurmaya falan. Nihat'ın transferine az biraz kuşkuyla bakmıştım, hani buralar onu kesecek mi İspanya'dan sonra diye, ki zaten onun allah belasını versin. 3.5 milyon euroyu yemekten ve ortasahadan kaleye şu atmaktan hiç boş vakti kalmıyor zavallının gol atmaya. Yeni kalecimiz Ramazan, Beşiktaş formasıyla 19. penaltı golünü de dün akşam yedi, -ki antremanları bilmiyorum, orada da yemiş olabilir- fakat ondan önce ilk boşlarına da çıktı tabi skor 2-0 olana kadar. Daha 3-5 post önce hemen dillere düşecek bu yediği penaltılar, pazar akşamlarının vazgeçilmezi olacak kendisi demiştim, fakat kendisi henüz salı akşamından konuşulmaya başlandı. İlk resmi maçı diyelim, ligde böyle yakmaz bizi bi daha böyle diyelim, en azından umalım. Önündeki 2 kaleci de sakat olduğu için aksini düşünmek bile korkutuyor. Fakaaaaat, en konuşulası, en seslenilesi yerimiz neremiz? Tabi ki kulubemiiiiiiiz!!! Niye? Çünkü orada bir futbol duayeni oturuyor. 1 buçuk sezondur kimin nerede oynadığı hakkında hiç kimselere en ufak bir ipucu bile vermiyor. Yeni yeni kehanetlerle basına bomba gibi düşüyor, "İşimi şansa bırakmam, puan hesabına göre konuşurum" diyor, falan filan. O zaman hadi bi puan hesabı yapalım da şenlenelim be. Çifte kupa demiştik sezon başında, hadi Şampiyonlar Ligi kalsın, onu almayalım, başka zaman alırız demiştik. Sayın hocamız da yine "ikisi de yine bizim, kimse kusura bakmasın" demişti. Şampiyonlar Ligi'nden elendik, ki o zaten hedefte yoktu. Ligde potaya girdik, son 3 maçta sadece 2 puan alarak liderin 5 puan arkasına düştük. 5. sıradayız. Kupaya ise müthiş bir başlangıç yaparak 2'de 0 (sıfır) çektik. Grup sonuncusuyuz haliyle. Ben sayın hocamdan bizi bu gruptan cıkartacak puan formülünü bulmasını istiyorum. Beşiktaş galibiyetlerine 4 puan mı yazdırır, attığımız gol başına puan mı aldırtır bilemiyorum. Ben bu gruptan çıkmak istiyorum hocam. Bana sezon başı söz verdin, tutmanı istiyorum. Elimizde bi tek fair play ligi kaldı lan!!! 2009 yılbaşında Ortaköy'de jipinin önüne atlamıştım şampiyon yap ulan bizi diye, korkudan şampiyon yapmıştın.Hem de çifte. Bizi bu sezon da 2 kupalı şampiyon yapmazsan eğer, seni bulacaam olum.

Not: Yılmaz Vural Hocam, Juve'nin teklifini değerlendir, harcanıyosun.

12 Ocak 2010 Salı

Geçmişten geleceğe bir miras...


Çocukken hatırlıyorum da; daha ilkolkuldayken mahallede takımlar kurar, şampiyonalar düzenlerdik. İtalyan takımları ve onlarda oynayan oyuncular ise en popüler olanlardı. AC Milan'a olan tuttkum da o yıllarda başlar. O zamanlarda en önemli sorunumuz efsane futbolcuların kimler olacağıydı. Uzun tartışmalardan sonra o büyük takımlar ve büyük oyuncular olarak sahaya çıkardık. Hayalimizdeki futbolcular bizlerdik artık. Van Basten, Gullit, Baresi, Maldini, Baggio, Klinsmann... olarak sahadaydık.

Bir de eskimiş bir futbol topumuz vardı; efsane forvet Paolo Rossi imzalı Mikasa. Onunla oynanmayacak kadar yıpranmıştı artık. Sanki onun misyonu, bize futbolun geçmişten geleceğe bir miras olduğunu hatırlatmaktı...

Şimdileri ise çocuklar bizden farklı olarak birebir benzerleri yapılan futbolcularla Playstation'da oynuyorlar. Yorulmadan, terlemeden ve dizleri kanamadan... Biz mi şanslıydık yoksa onlar mı şanslı? Gol attıklarında ya da yediklerinde, bizim o yıllardaki heyecanımızı ya da üzüntümüzü hissedebiliyorlar mı acaba?

11 Ocak 2010 Pazartesi

Juventus Havlu Ltd. Şti.



Juventus bu sefer bence hakikaten havlu attı. Sadece ikinci yarısını izleyebildim maçın. Juventus'un ne pozisyonu var, ne taraftarını heyecanlandırabilecek bir organizasyonu, pas dizisi. Milan ilk devreyi galip bitirmenin verdiği rahatlık ve güven ile elini kolunu sallaya sallaya maçı 3-0 bitirdi. Goller Nesta ve Ronaldinho (2)'dan. Bir ara Siena - Milan maçı izliyorum gibi oldum. Gerçi forması Juve'ye çok benzeyen lig sonuncusu Siena bile İnter'e kökün kökünü söktürmüştü bi gün önce. Juventus ise kendi sahasında yokları oynadı dün akşam. Milan'ın da kazandığına kanmamak lazım. O kadar istikrarsızlar ki gelecek hafta evlerinde 3 yeseler hiç şaşırmam. İnter ligin şu haftadan sonrasını yedekleriyle oynasa kaybedeceği puanlardan çok daha fazlasını rakipleri kaybeder bence. Serie A'nın motoru bozuldu, Portekiz, Yunanistan ligine falan benzemeye başladı gidişat açısından. Kimse kesemiyor İnter'in önünü.
Beckham'ında saha ortasında şort değiştirme hadisesi de epey bir yankı bulmuş dünya basınında. Beckham şort değiştirdi diye resim galerisi oluşturmuş adamlar. Herifin kıllı dötü bile para.

Not: Yılmaz Vural Juve'yi bana verseler şampiyon yaparım demiş. Bence kaçırmasınlar.

Bak oynamayın demiyorum, hobi olarak yine oynayın.



Devreyi 2-0 önde kapat. 78. dakikaya 4-0, uzatma dakikalarına 4-2 önde gir. Maç 4-4 berabere bitsin. Ben böyle şeyleri sadece Beşiktaş başarabiliyor sanıyordum, yalnız değilmişiz. Barcelona'lı Keita ve Sevilla'lı Kanoute ile son 12 dakikada inanılmaz bir geri dönüşe imza atan Mali, maçı 4-4'e getirerek ilk maçtan puanla ayrılmayı başardı. Eğer Angola'ya bahis yapsaydım şu anda Angola'da milli futbolcu avına çıkmıştım.


Angola 4-4 Mali (Flavio 36', 42', Gilberto 67', Manucho 74'; Keita 79', 93', Kanoute 87', Yatabare 94')

10 Ocak 2010 Pazar

Sneijder!!!!



Siena neredeyse yırtıyordu İnter'i ortadan. Maccarone'nin müthiş golüyle öne geçtiler, Üstüste 2 gol yemelerine rağmen hemen akabinde beraberliği buldular. İkinci yarı İnter'in bilindik uyuşuk ve bezgin futbolu
-Siena'nın direnişi olarak devam ederken yine Maccarone tribünleri susturdu, hoş pek bağırası da yoktu zaten onların da. Mourinho sırasıyla mosmor, yemyeşil, kıpkırmızı kesilirken İnter bir telaş, bir panik halinde Siena'nin üzerine yüklendi. Bu maç böyle biter derken, son 5 dakika klasik İnter balı devreye girdi. 87'de beraberlik geldi, 90+4'te de yukarıdaki vuruşla birlikte maç İnter'in oldu.
Wesley Sneijder'in attığı 2 frikik golü var ki...İnter forması giyip de tek sempati beslediğim isim olduğu için kendisi, bir hoş oldum. İnter'den nefffret etmeme rağmen hem de. Bir ilk yarı, bir tane de ikinci yarı olmak üzere 2 tane müthiş gol attı, kulubüdeki medya maymununun yüzünü güldürdü. Golleri izlemek, izletmek gerek.

Not: Bir savunma oyuncusu olan Samuel'in gol vuruşuna da dikkat. Gözlerinizi kapatın, o pozisyona İbrahim Kaş'ın girdiğini düşünün. Kabus gibi, ben korktum kapatamadım gözlerimi.


Ramazan Özcan vs Hayrettin Demirbaş




Dün akşam Antalya'da oynanan Tuttur.com Kupası final karşılaşmasında Hoffenheim'den transferimiz Ramazan Özcan, bizi geçmişe götürdü. Hayrettin Demirbaş'ın kupa maçında Gençlerbirliği'nden yediği birbirinden leziz 18 penaltı golüne nazire yaptı kendisi. Maçın 0-0 bitmesinden sonra direkt penaltı atışlarına gidildi. Ramço, atılan 17 penaltıyı da afiyetle yiyerek Tuttur.com kupasının kulbunu bize tutturdu. Yanlış saymadıysam eğer, 17 penaltının 7 veya 8'inde köşeyi buldu, yine bu köşeyi bulduğu penaltıların 5 tanesini topu yumruklayarak, tokatlayarak veya tekmeleyerek içeri aldı. Reflekslerinde ve köşeyi bulma hissinde pek bir sorun yok gibi, fakat toplara gerekli şekilde müdahale edemedi işte. Ertem Şener Beşiktaş'ın her gole çevirdiği penaltıdan sonra "Hamburg bunu kaçırırseaeae Beşiktaş Şeeaaampiyon" die poposunu yırttı fakat baktı Ramazan elinin kolunun altında kütür kütür alıyor içeri, 6 veya 7. penaltıdan sonra vazgeçti.Ramazancığım, burası Türkiye, kariyerine aynı maçta 17 penaltı yiyerek başlamak, her pazar akşamı en genci 30 sene önce top oynamış dinozorlar tarafından "bu kim ya?koskoca Beşiktaş'ın kalesinde bu mu duracak?adam bi maçta 17 gol yiyor.bir sezon kalede dursa kimbilir kaç tane yer bu ya?kovun bunu ya" tarzı salya sümük eleştirilmek manasına geliyor. Allah sana kolaylık versin kardeşim.

8 Ocak 2010 Cuma

Totti Golle Dönecek......


Totti (Emre Alayoğlu olarak da bilinir) suratında şu acı gülümsemeyle bizi bırakıp Giresun'lara asker olmaya gideli tam 148 gün oldu. Izdırap ile fotokopi dolu günler ve gecelerden sonra, 8 adet günü daha batırarak yuvasına dönecek. Eminim ki blog ondan sonra çok daha renkli ve güncel olabilecek. Onun için biriktirdiğim diziler eritilecek, imdb'nin en kötü 250 film listesindeki tüm filmleri de indirdiğimiz için artık random downloada başlayarak telekomun anasını ağlatacağız, spor geyiklerimiz harlanacak vs vs. Az kaldı kardeşim, sık dişini. Kollarımızı açtık, bekliyoruz.



Totti için hep beraber......

7 Ocak 2010 Perşembe

Olympiakos, fos!



Panathinaikos'un olası bir puan kaybında lider olma şansları vardı, ne var ki ne Pana kaybetti, ne onlar kazanabildi. Olympiakos sahasındaki ilk yenilgisini, ki buna hazırlık maçları falan filan da dahil, AEK'dan aldı. 1-0 öne geçtikleri maçı ilk yarıda yedikleri 2 golle kaybettiler. 16. hafta itibariyle Pana ezeli rakibinden 5 puan önde. Son 13 sezonun 12'sini şampiyon kapatan Olympiakos bu sezon fire verebilir. Şampiyonlar Ligi'nde de bir üst tura çıktıkları göz önüne alınırsa, ağırlığın orada mümkün olduğunca ilerlemeye verileceği kesin. E yeter be zaten, bi de şu goncalar şampiyon olsun artık.Dimi len Zico?

6 Ocak 2010 Çarşamba

Cünup musun Arkadaşım?



Tuncay bu sezon yanılmıyorsam 3. veya 4. kez ilk 11 çıktı Stoke City'de ve kendi adına sezonun ikinci golünü attı dün akşam takımını 1-0 öne geçirerek. Yukarıda birlikte poz verdikleri Robert Huth kafayla indirdi, Tuncay da kale ağzında yine kafayla tamamladı. Bir de skor 3-0 olunca ilk devre, Tuncay gelecek maça da ilk 11 çıkar, kazanan takımı bozmaz herhalde Tony Pulis denyosu diye düşünüyordum ki.....Tuncay 42'de sakatlığa daha fazla dayanamayarak çıktı. Tuncay'ın evinde suların kesik olduğunu sanıyorum. Evde aklına geldikçe 5'lik pet şişelere su doldurması gerektiğini ne çabuk unuttu? Banyo yapmadan maça çıkarsa Allah böyle çarpar adamı. Umarım ciddi bir sakatlığı yoktur da galibiyet ve golle dönmüşken takımdan ayrı kalmaz.

5 Ocak 2010 Salı

Bolca Gattuso, Epeyce Buldog, Bi Miktar Zidane..


Aceto'da (acetobalsamico.blogspot.com) gördüm de aklıma düştü.Kral adamdı vesselam. Ah bi de şu kahpe barca formasını formayı giymeyeydi....Hollanda hayranlığımdan ötürü Surinam asıllı bir portakal olduğu için mi sevmeye başlamıştım, yoksa her maç taktığı raybanlarına mı hasta olmuştum, tam hatırlayamıyorum. Ama bir futbolcunun bonservisini alacak olsam, aha bunun bonservisini alırım. Hatta elimde Delgado'nun bonservisi olsa, sembolik olarak 5000 dolara sayarak takas bilem yaparım. İnanılmaz yüksek pas yüzdesi, futbol stili ve özellikle tipine göre müthiş yumuşak bilekleri, mücadeleci oyun yapısı ile beni benden alan futbolculardandır kendisi. Serhan'la Emrah bunu okudu mu kesin zenci diye seviyosun dimi ehehehehehe zencici zencici ehehehehe diye makara yapacaklar biliyorum. Bilmem, belki de zenci diye seviyorumdur lan.ahahhahaha.....

4 Ocak 2010 Pazartesi

Şaşı Baka Baka Şaşırdı Nihayet...



Dedesi yaşındaki Aragones'e yapmadığı terbiyesizlik kalmamasına rağmen gık çıkarılmayan, 5 kuruşluk top oynamayıp avuçla para kazanan, arabaları yol kenarından, kendisi diskodan bardan toplanan şımarık, ismen yarı, cismen ve ruhen tam İngiliz olan bu kainat harikası, sonunda gözden çıkarılıyor galiba. Önder Turacı ve yukarıdaki tanımlanamayan cisim, Antalya kampına götürülmüyor. Adını söylemek, yazmak veya kendisinden bahsetmek bende tiksinti uyandırdığı için şu satırları elimde naylon poşet ile yazıyorum. Bir Beşiktaş'lı olarak kendisinin fener kadrosunda bulunmasını can-ı gönülden istiyorum. Daha fazla yazamayacağım, elimdeki torba doldu çünkü.

Allahına kurban Raul Garcia!!



İlk yarı 2, ikinci yarı 0 oynadığım kuponumda can dostum ve silah arkadaşım Atletico Madrid'in ilk yarı 1 gol yiyerek ikinci yarı kuracağı şuursuz baskıyla ancak bir gol bulması işime geliyordu, fakat uzatmaların son dakikasında sağdan Simao'nun kullandığı serbest vuruşa kafayı çotank diye yapıştıran Raul Garcia sayesinde 2-1 kazanarak 3 puanı aldık. Mutluyuz, artık önümüzdeki maçlara bakıyoruz.

Dip not özlü sözü: Minimum kupon bedelini 2 lira olarak belirleyerek, öğlen yaptığı kuponları yatınca sağdan soldan bulduğu bozuklarla kalan maçlara 1 liralık son bir kupon yapmayı adet haline getiren biz bahis illetine düşmüş vatandaşlara vampir kalbine sokulan ucu sivri kazıklardan bir adet daha sokan iddaa'ya ne de güzel küfürler ediyorum bir bilsen sevdiceğim....

2 Ocak 2010 Cumartesi

Serhan'ın Rüyalarına Giren Kavruk Çocuk...



Hasan, ben ve Serhan oy birliğiyle yılın en güzel golünü seçtik. Gerçi bi ton organizasyon da bu golü yılın golü olarak seçti ama bizi ilgilendirmez. En önce biz gördük. Hatta Serhan herkesten önce rüyasında gördü.

Lalespor!!!



Benim biricik, birtanecik, nartanecik, nurtanecik, asil Newcastle'ıma bu formayı giydiren zihniyeti sevmek veya sabaha bırakmak arasında kararsızım. Olum bu ne lan? Deplasmanda niye totoş gibi giydiriyorsunuz bu adamları?